Erken Çocukluk Eğitiminin Amaçları Nelerdir?

Erken çocukluk eğitiminin tanımı ve önemi nedir,Erken çocukluk eğitiminin temel ilkeleri nelerdir?

Gelişmekte olan ülkelerde yapılan farklı araştırmalar özellikle dezavantajlı gruplarda düşük kaliteli Erken Çocukluk Eğitimi hizmetlerinin çocuk gelişimi üzerinde hiçbir etkisi olmadığını, hatta ters etki yaratabileceğini gösterdiğini söyleyen Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) Erken Çocukluk Eğitim Birimi Koordinatörü Duygu Yaşar, “Eğitimin etkili olabilmesi için, çocukların sadece erken çocukluk eğitiminden faydalanıyor olması yeterli değil, ‘kaliteli’ bir eğitimden faydalanmaları gerekiyor” diyor.

Erken çocukluk eğitiminin tanımını yaparak, bu eğitimin öneminden bahsedebilir misiniz?

Erken çocukluk döneminde çocuk büyük bir hızla gelişir; zekâsı, algısı, kişiliği, sosyal davranışları ve zihinsel yetenekleri ciddi oranda şekillenir. Beyin gelişiminin büyük bölümü de yedi yaşından önce tamamlanır. Yedi yaşındaki bir çocuğun zihinsel yetenekleri, davranış alışkanlıkları, dil becerisi, duygusal denetimi, kavrayışı ve bazı fiziksel özellikleri gelişmiş durumdadır. Bu, çocuğun hayatı boyunca etkili olacak olan özelliklerinin temelini oluşturur. Bu gelişmenin düzeyi, çocuğun yedi yaşına kadar nasıl bir ortamda büyüdüğü ve nasıl eğitim aldığına bağlı olarak farklılık gösterir. Erken Çocukluk Eğitiminin (EÇE) amacı da çocukların erken dönemdeki gelişimlerine destek olmaktır (ERG&AÇEV, 2015 yayınlanacak). Bu dönemde çocukların okula başlamadan önce en az 1 yıl okul öncesi eğitim almaları onların zihinsel, sosyal, duygusal ve fiziksel gelişimlerini destekler ve ayrıca, onları okula hazırlar. Bu eğitim süresi ne kadar fazla olursa, çocukların üstündeki olumlu etkileri de çoğalır. Dolayısıyla erken çocukluk eğitimi dediğimizde çocukların özellikle 0-6 yaş döneminde ev içinde ve kurumsal olarak aldıkları eğitimleri kastediyoruz.

Ülkemizde ve dünyada erken çocukluk eğitimi uygulamaları ne zaman başladı?

O zamandan bugüne erken çocukluk eğitiminde hangi modellerden faydalanılıyor?
Dünyada erken çocukluk eğitimi uygulamalarından önce çocuk gelişimi konusunda özellikle tıp alanında doktorlar tarafından çalışmalar yürütülmüştür. 1816 yılında Freidrich Wilhelm Froebel 3-6 yaş çocukları için ilk anaokulunu kurmuştur. Bu alanda yapılan araştırmalar erken çocukluk döneminin ve bu dönemdeki eğitimin önemini ortaya çıkardıkça çeşitli yaklaşımlar, eğitim modelleri ortaya çıkmıştır. Bunlardan daha yoğun kullanılanlar; High/Scope Eğitim Yaklaşımı, Reggio Emilia Yaklaşımı, Montessori Yaklaşımı, Waldorf Yaklaşımı, PYP (Primary Years Program-İlk Yıllar Programı), Bank Street Yaklaşımı ve Proje Tabanlı Öğrenme diyebiliriz. Bu yaklaşımların tümünün merkezinde çocukların gelişimlerinin desteklenmesi olup, öğretim yöntemleri olarak birbirlerinden farklılaşırlar. Örneğin Montessori yaklaşımında 3-6 yaşındaki çocuklar ayrı ayrı değil, aynı eğitim ortamında birlikte eğitim alırlar. Reggio Emilia yaklaşımı sanatı eğitimde bolca kullanır. Waldorf’da çocuğun erken dönemde teknolojik aygıtlarla etkileşimi kesinlikle önerilmez. Birbirlerinden farklı özellikleri olsa da, tüm yaklaşımlar çocuğu bir birey olarak alır ve gelişimlerini merkeze koyar. Ülkemizde de Cumhuriyetten önce Osmanlı’da II. Meşrutiyet döneminden önce bazı illerde açılan ‘Ana Mektepleri’, Cumhuriyet sonrasında da anaokulu olarak modern ve laik eğitimin sağlandığı kurumlar olarak çalışmaya devam etmişlerdir. Asıl önemli gelişmeler 1960’lı yıllarda anayasa ve yönetmeliklere bağlı alınan kararlar sonucunda olmuştur.

Etkili bir erken çocukluk eğitiminin hedefleri nelerdir?

Erken çocukluk eğitiminin etkili olabilmesi için, öncelikle kaliteli olması gerekir. Gelişmekte olan ülkelerde yapılan farklı araştırmalar özellikle dezavantajlı gruplarda düşük kaliteli EÇE hizmetlerinin çocuk gelişimi üzerinde hiçbir etkisi olmadığını, hatta ters etki yaratabileceğini göstermektedir (Baker vd., 2005; Gupta vd. 2007; Eurydice, 2009; UNICEF, 2011). Yani eğitimin etkili olabilmesi için, çocukların sadece erken çocukluk eğitiminden faydalanıyor olması yeterli değil, “kaliteli” bir eğitimden faydalanmaları gerekiyor. Kaliteli bir erken çocukluk eğitiminin hedefleri arasında da, çocukların gelişimlerinin desteklenmesi ve böylece uzun vadede daha sağlıklı ve mutlu olmaları, eğitim sistemi içerisinde daha uzun süre yer almaları, akademik açıdan daha başarılı olmaları ve aktif ve üretken bireyler olmaları vardır. Yapılan araştırmalar erken çocukluk eğitiminin yalnızca bireysel gelişim için değil, aynı zamanda ekonomik, sosyal ve sürdürülebilir kalkınma için de kritik bir müdahale alanı olduğunu göstermektedir. Erken çocukluk eğitiminin fayda-maliyet analizleri yatırım yapılan her 1 lira için gelecekte 7 lira geri dönüş olduğunu göstermiştir (Kaytaz, 2005).

Türkiye’de erken çocukluk eğitiminden faydalanan çocuk sayısı ne kadar? Dünyayla kıyasladığımızda nasıl bir tablo ortaya çıkıyor?

2008’den “4+4+4” uygulamasının başlamasına kadar geçen dönemde EÇE’yi yaygınlaştırmaya yönelik çalışmalar sonucunda okul öncesi okullulaşma oranlarında ilerlemeler kaydedildi. 4+4+4’ün devreye girdiği 2012’den itibaren ise, MEB tarafından paylaşılan veriler okul öncesi eğitimde okullulaşma oranlarında bir artış olmadığına, “4+4+4” eğitim sisteminin ikinci yılında ise düşüş olduğuna işaret ediyor. 2013-14 eğitim-öğretim yılında net okullulaşma oranı 3-5 yaş grubunda %31’den %28’e, 4-5 yaş grubunda ise %44’ten %38’e gerilemiş durumda.
“4+4+4”ün ikinci yılı olan 2013-14 eğitim-öğretim yılının başında (Ağustos 2013) MEB ilkokula başlama yaşına ilişkin bir değişiklik daha yapmış; ancak bu durum okul öncesi okullulaşma oranlarına yansıyacak boyutta bir fark yaratmamıştır.
Dünyada 3-5 yaşlarında erken çocukluk eğitimi alanların oranlarına bakıldığında, ekonomik açıdan çok benzetildiğimiz Meksika’da %70; Fas’ta %34, Ürdün’de %27; Doğu Avrupa ülkelerinde en az %50; üye olmak istediğimiz AB ülkelerin her birinde bu oran %100’e yakındır. (ERG&AÇEV, 2015)

Türkiye’de erken çocukluk eğitiminin yaygınlaştırılması ve kalitenin iyileştirilmesi için neler yapılmalı?

Öncelikle EÇE’nin yaygınlaşması ve kalite standartlarının uygulanması bir devlet politikası olmalıdır. Milli Eğitim Bakanlığı okul öncesi eğitimi zorunlu, ücretsiz ve nitelikli hale getirmelidir. İlk aşamada ilkokul öncesi 1 yıl için yapılabilecek bu köklü değişiklik, gittikçe daha küçük çocuk gruplarını erken çocukluk eğitimine çekecek biçimde genişlemelidir. Bu süreci planlarken de, öncelikli olarak erken çocukluk eğitiminin kapsamına ise en ihtiyaç sahibi yani en dezavantajlı kesimdeki çocuklar girmelidir. Ayrıca, erken çocukluk eğitimi öğretmenlerinin mesleki standartları ve aldıkları eğitimin de kalitesi çeşitli yöntemlerle geliştirilmelidir. AÇEV-MEB ve UNICEF işbirliğinde Türkiye’deki 0-6 yaş çocuklarına hizmet veren tüm okul öncesi eğitim kurumlarının kullanımına yönelik okul öncesi eğitimde kalite standartları ve ölçme değerlendirme araçları geliştirilmiştir. Geliştirilen bu standartlar, erken çocukluk eğitiminin daha kaliteli ve böylece daha etkili hale gelmesine destek olmayı amaçlar. Okul öncesi eğitimde kalite standartları ülke çapında kabul edilip, pilot denemeleri yapılarak uygulanmaya konulduğu takdirde, kurumlar ve bu kurumlarda görev yapan alanla ilgili tüm paydaşlar (öğretmenler, yöneticiler vb.) kalitede eksik oldukları alanları çok net bir şekilde tespit edebilecekler ve bu alanları geliştirmeye yönelik çeşitli işbirliklerini kurabileceklerdir.

YAŞAYARAK ÖĞRENME İLKESİNİ KULLANAN KURUMLAR TERCİH EDİLEBİLİR

Velilere okul öncesi eğitim kurumlarını seçerken hangi tavsiyelerde bulunursunuz?

Fiziksel koşullar olarak baktığımızda, okul öncesi eğitim kurumunun çocukların güvenliğine, temizlik standartlarına uygun olarak düzenlenmiş olması gerekir. Fiziksel koşullarının; aydınlık alanlar, sınıf içi düzenlemeler, kullanılan eşyaların boyutları, çocukların ihtiyaçlarına uygun olmalıdır. Çocukların oyun oynayabileceği geniş bir bahçe ve oyun alanını içinde bulundurması gerekir. Kurumun seçtiği eğitim yaklaşımına uygun olup olmadığı, yapılan etkinliklerin ve uygulanan programın niteliği de çok önemlidir. Uygulanan programın çocukların seviyelerine uygun olması gerekir. Kurum yönetiminin aileleri eğitim sürecine katıyor olmaları ve ailelerle iletişimlerinin güçlü olması da önemli noktalardan biridir. Anne Çocuk Eğitim Vakfı (AÇEV) çocuk kadar çocuğun yakın çevresinin desteklenmesi gerektiği ilkesinden yola çıkarak anne baba destek programları üretmiş ve uygulamaktadır. Yaklaşık 20 yıldır uygulanan bu eğitimler anne babalar kadar eğitimi uygulayan öğretmenlerin de gelişimine destek olmuştur. Eğitimi uygulayacak öğretmenlerin eğitimleri, çocuklar ile olan iletişimleri çok önemlidir. Bu iletişim, çocukların o ortamda mutlu olup olmayacaklarını belirleyen en önemli etkenlerden biridir. Kurumların çocukları ilkokula hazırlarken çocuklara sundukları deneyimler önemli olacaktır. Bu sebeple “yaşayarak öğrenme” ilkesini etkili kullanan bir kurum tercih edilebilir.

Yeni yorum gönder

Bu alanın içeriği gizlenecek, genel görünümde yer almayacaktır.
  • Web sayfası ve e-posta adresleri otomatik olarak bağlantıya çevrilir.
  • İzin verilen HTML etiketleri: <a> <em> <strong> <cite> <code> <img> <b> <ul> <ol> <li> <dl> <dt> <dd>
  • Satır ve paragraflar otomatik olarak bölünürler.

Biçimleme seçenekleri hakkında daha fazla bilgi

CAPTCHA
This question is for testing whether you are a human visitor and to prevent automated spam submissions.
Image CAPTCHA
Enter the characters shown in the image.

Son yorumlar